15 Şubat 2012 Çarşamba

HÜCCETİYE: İRAN VE İSRAİL'İN GİZLİ AŞKI

Şimdi sevgili daşşaksızlar bugünde size yine İran eksenli bir yazı sunacağım. Konumuz hüccetiye ama bu o kadar basit değil. Hüccetiye'yi anlamak için Bahaililiği, Anti-siyonist hareketi ve Kah (İşte Öyle) hareketini de anlamak gerek. Bunları size ufaktan anlatıp önce bir şablon oluşturmak gerek.
Bahailik yaklaşık olarak 1830'larda İran'da Mehdi inanaşının uzantısında çıkmış bir din. Tüm dinlerin Tanrı'sının tek olduğunu, herkesin merkezde toplanmasını, kadın-erkek eşitliğini, ırksal,mezhepsel ve dinsel ayrımların ortadan kalkmasını savunur. Aslında geniş açıdan bakacak olursak New World Order yani Yeni Dünya Düzeni'nin temsilcisi bir dindir.
Bahailik özellikle Şii Coğrafyası olmak üzere Dünya'nın her tarafında kendine taraftar bulabilmiştir. Bu kadar bilgi eminim aklınızda bir şablon oluşturmaya yetmiştir. Şimdi başka bir konuya, Anti-Siyonist Yahudiler'e geçelim.
Anti-Siyonist Yahudilik ilk olarak Bahailik gibi 1800'lerin sonunda çıkmış bir fikir. O dönemde Avrupa'da sıkça konuşulan Yahudiler'in devleti olmalı fikrine en çok muhalif tavrı takınan bir oluşum. Şimdi soracaksınız bunlar neden Yahudi devletine karşı, bunlar Yahudi değil mi? Bende bu merakınızı gidermek sizi birazcık aydınlatayım. Anti-Siyonist Yahudiler onları yönetecek devletin Mesih’in Devleti olması gerektiğini söylüyor. Yani bu inanışa göre Mesih gelecek ve Yahudileri Dünya’ya hakim kılacak. O güne kadar da Yahudiler yaptıkların cezasını çekmeli ve devletsiz yaşamalı. Tabi ha deyince de Mesih gelmiyor. Mesih’in gelmesi için çok büyük bir savaş çıkmalı ve Yahudiler’in çok büyük bir kısmı ölmeli. ( Bişiler anımsadınız mı daşaksızlar mesela 2. Dünya Savaşı ) Tabi ilk denemelerinde başarısız oldu bu Yahudi amcalarımız. Onun yerine Armagedon denen bugün bir çok Hristiyan tarikatınında inandığı ( mesela Mormonlar ) savaşı savunuyorlar. Neyse konuyu dağırmadan Kah Partisi’ni de anlatayım ve esas meseleye geçelim.

Kah Partisi ( İbranice İşte Öyle ) temel olarak İsrail devletine karşı bir oluşum. Bir nevi İsrail’de ki anarşist bir parti ama bu durum sizi yanıltmasın çünkü Kah Hareketi aşırı sağcı. Amaçları İsrail’i çok büyük bir savaşa sokarak İsrail’i haritadan sildirmek. Her ne kadar bu size tuhaf gelecek olsa da, bu partinin Anti-Siyonist Yahudiler tarafından desteklendiğini düşünürsek eminim bu olay da size mantıklı gelecektir.

Profesör Abraham Sela’dan bir alıntı ile devam edeceğim.
İsrail sorgu subayı Avraham Sela* karşısında duran adama acımayla karışık bir nefretle baktı. Bu adam Aksa Camii'ni havaya uçurma girişimiyle iki bin yıl sonra gerçekleşmiş İsrail rüyasını bozmaya kalkışmıştı. Herkes, ama herkes biliyordu ki Aksa havaya uçurulursa bir milyarlık Müslüman dünyası İsrail'in başına üşüşecekti. İsrail'in elinde nükleer silahları olabilirdi. Ama bu silahların kullanılması bile topyekûn yok oluş anlamına geliyordu zaten.

-"Bunu anlamıyor musun?" diye hırpaladı adamı Sela "İsrail'in başına üşüşeceklerini, elimizde olan tek vatanı kaybedeceğimizi anlamıyor musun?"

-"Tam da bunu sağlamaya çalışıyordum." dedi adam, tartıştığı birini köşeye sıkıştırmış olmanın heyecanıyla. "Tam da bunu! Dünya ülkelerinin hepsi İsrail'e savaş açmalılar. Yedi bin kişi kalana kadar bütün Yahudiler öldürülmeli. Biz, kalan yedi bin kişi Mabet Tepesi'nin yıkıntıları arasında Rabbimize dua edip, yakarmalıyız. İşte o zaman, o zaman gelecek Mesih. Zeytindağı'na inip bizi kurtaracak. Şehina bizi terk ettiği yerden geri dönecek. İşte o zaman Kudüs'ün sokaklarında aslanla koyun bir arada oynayacak. Bin yıllık barış dönemi başlayacak. Peki, sen bunu anlamıyor musun? Bunlar yaşanmadığı müddetçe Mesih'in gelemeyeceğini anlamıyor musun?"

Şimdi tekrar Hüccetiye’ye geçelim. Hüccetiye Dünya’da savaşın ve kaosun hüküm sürdüğü bir zamanda
Mesih’in geleceğine inanan İranlı bir oluşum. Kendini en çok İran’ın devlet kademesinde hissettiriyor. Bugüne dek bilinen en meşhur Hüccetiye üyesi Mahmud Ahmedinejad. Ahmedinejadla özellikle O’nun Cumhurbaşkanlığı ile ile ilgili çok farklı rakamlar mevcut. Bi kaçına göz atalım isterseniz.

-3 Ağustos 2005 – Ocak 2012 arası İran’ın savunmaya harçadığı para önceki dönemim 1,5 Katı ( Ki İran – Irak Savaşı dahil.)
-Gene bu dönemde İran’da savunma sanayi %600 büyüme göstermiş.
-Savunma sanayinin payı gsmh içinde payını %200 arttırmış.
-Tüm çalışanlarda savunma sanayi %7 istihdama ulaşmış.

Görüldüğü üzere Ahmedinejad savunmaya baya bir harcamış. Peki amaç ne?
Amaç kaos. Kah ve Hüccetiye gibi hareketler aynı anda, aynı doğrultuda 3. Dünya Savaşı’nı çıkarmak için ellerinden geldiğince çalışıyor. Hatırlayın gene Kah Hareketi’ne mensup kişiler 3 yıl önce Aksa Camii’yi havaya uçurmaya çalıştı. Son anda Mossad’ın fark etmesiyle bu olay önlendi.

Aslında olay sadece İran,Kah,Anti-Siyonist Yahudiler ve İsraille sınırlı değil. Geçen yıl Suudi Arabistan 50 Milyar dolarlık silah aldı. Sizce de bunlar bazı şeylerin habercisi değil mi?

Neyse daşşaksızlar başka bir yazı da görüşmek üzere. Başınızı patlattım gene. Bi şarkı dinleyn rahatlayın.


10 Şubat 2012 Cuma

SAKLANAN GERÇEKLER, AMERİKA-İRAN İLİŞKİLERİ

Son dönemde haberler canımı sıkıyor panpalar. Yok İran Hürmüz Boğazı'nı kapatacak, yok Amerika-İsrail İran'a karşı ortak tatbikat düzenliyor, yok Ahmedinecad İsrail ve Amerika'ya sert çıktı, yok bilmem ne bilmem ne...
Bir söz duymuştum zamaında ''Dünya bir oyun sahnesi, siz onu izleyen seyircilersiniz.'' diye. Bugün dönüp bakıyorum bu söze söyleyen ne kadar doğru söylemiş, ne kadar mantıklı konuşmuş diye.
V For Vendetta diye bir film vardır bilirsiniz ve ya okuma kültürünüz varsa George Orwell'ın 1984'ünü. Senaryo ve hikaye aynıdır. Kitleleri korku içinde tut, sanal bir düşman belirle, insanlara yaşamarı için devlete güvenmeleri gerektiğini anlat olsun bitsin. Kitleler nasıl olsa bu olaya inanacak ve koyun gibi hiç bir şeyi sorgulamadan, hiç bir şeye bakmadan ölüp gidecek. Malum 2001'in eylül ayında kısaca 9/11 diye adlandırılan bir olay gerçekleşti. Amerika'nın simgesi sayılan İkiz Kuleler yerle bir oldu ve Amerikan Halkı müthiş bir terör paranoyası içine büründü. Şimdi size 9/11 ile ilgili bir video suncağım. Biraz uzun isterseniz daha sonra da bu videoyu izleyebilirsiniz. http://www.youtube.com/watch?v=cmsfP3TKk6Q
Ben olayı kesinlikle illüminati, tavistock ve ya başka bir örgüte bağlamayacağım. Bu direk olarak Amerikan Hükümeti'nin vatandaşlarını korkutmak adına yaptığı bir girişimdi. Düşünün bi neden Özgürlük Heykeli ve ya Beyaz Saray değil de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon hedef alındı? Aslında bunun cevabı çok basit. DTM'yi vurarak insanlara ekonominin bombok olacağı yönünde sinyaller verildi. ( Ki zaten amerikan ekonomisi bomboktu, bunu örtmek için mükemmel bir fırsat doğdu ellerine. ) Pentagon'u vurarak da Amerikan Devleti'nin askeri harcamalara daha fazla kaynak harcaması gerektiği konusunda insanlar inandırıldı. (ufak not: 99 yılı itibariyle Amerikan Halkı'nın öenemli bir bölümü yapılan askeri harcamaların gereksiz olduğunu beyan etmiştir.). Şimdi sıra geldi en önemli konuya Amerikan Devleti oluşturduğu sanal düşmanları bir an evvel bertaraf etmeliydi. Önce gücünü denemek adına kolay bir av bulması gerekti. 3 Seçeneği vardı Amerika'nın Afganistan, Irak ve Suriye. Aralarında en istikrarsız olan Afganistan yem olarak seçildi ve El-Kaide militanları Afganistan'da eğitim görüyor bahanesi ile Amerikan Kuvvetleri Pakistan'ın desteği ile Afganistan'a girdi. Yanlnız Amerika'nın hesaplayamadığı bir faktör çıktı ortaya TALİBAN!
Taliban'ı anlatayım size kısaca. Taliban 70'lerin başında Dünya'da öğrenci hareketleri almış başını giderken Öğrenciler Birliği adıyla kurulmuş yer yer Marksizm'den ama en çokta şeriatten etkilenmiş bir oluşum. Başlarda sadece siyasi mücadelede bulunsalarda özellikle SSCB'nn (anlamayanlar için Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği - Komünist Rusya) Afganistan'a saldırısıyla birlikte silahlı mücadeye girmiş ve ilerleyen dönemde Afganistan'ın kontorlünü tamamen devralmıştır.
Amerika tam Afganistan'ı yutacağım derken Talibanla karşılaşması başlarda 2. Vietnam vakası olarak değerlendirildi. Çünkü Taliban hem coğrafyaya hakimdi, hemde yerel halktan büyük destek alıyordu. Birinin ya da birilerinin Amerika'ya yardım etmesi gerekliydi ama kimdi? Türki Cumhuriyetler Rusya ile yakın olmaları sebebiyle bu olaya pek sıcak bakmadılar, Pakitan zaten elinden gelen desteği veriyordu, Nato ülkeleri de ilk aşamada muharip güç göndermeye pek istekli değildi, geriye tek bir seçenek kalıyordu, İRAN!
Şimdi bunlar size komplo teorisi gibi falan gelecek hatta bazılarınız siktir git orospu çocuğu falan diyecek ama sakin olun bence. Çünkü size sunacağım deliller baya sağlam pezevenkler. Öncelikle size bir adam takdim edeyim. İşte huzurlarınıza Ayetullah Hatmai. Şimdi diyeceksiniz ismi Ayetullah İranlı ama bize ne? Şimdi bu Ayettulah Hatmai sıradan bir adam değil kendisi İran eski cumhurbaşkanı. Kendisi Muhammed Hatemi olarak da bilinir. Şimdi bakalım bu amcamız ne demiş bu konuyla ilgili.
''Taliban İran'ı bir düşman olarak gördü, bizim İslam anlayışımızı reddetti.'
Talibanın bizim sınırlarımızın yakınında olması bizim için ciddi bir tehlikeydi ve Taliban bizim düşmanımızdı. Amerika'da öyle Taliban'ı düşman olarak görüyordu. Amerikan'nın Taliban'ı devirmesi bizim de işimize geliyordu.
Beyefendiyi durduramıyoruz devam ediyor bu da başka incileri:
''Biz terörizme karşı samimiyetle mücadele etmek istiyoruz, devlet terörizmi buna dahil.Bu İran'ın önceliklerinden biridir.Başarmak istiyorsak bu tehditle savaşmak yetmez Uluslararası işbirliğini arttırarark yollarını da kapamak zorundayız. ( Bm genel konseyi'nde söylendi bu sözler. )
Tüm bu sözlerden sonra İran Afganistan'ki Kuzey İttifakını Amerikan'nın özel kuvvetleriyle savaşmaya ikna etti. Böylelikle bir kaç hafta içerisinde Taliban yönetimi devrilmiş oldu.
Şimdi kameralarımızı başka bir beyefendiye çeviriyoruz. İran eski başkan yardımcısı Muhammed Ali Abtahi. Bu beyin de incileri var elbet, bakalım bu neler söylemiş.
''İran'ın Amerika'ya, Taliban ve El-Kaide'ye karşı büyük çaplı yardımı ilk bu idi. İran'ın yardımı olmadan Amerika'nın bunu başarması mümkün değildi.''
Sanırsam olayları az çok gördünüz taşaksızlar. Yazıyı çok fazla uzatıp sizi daha fazla sıkmak istemiyorum açıkcası. Şimdilik bu yazıyı burada sonlandırıyorum. Sırasıyla İran'ın Irak'ta ki rolü, İsrail-İran ve gene Amerika-İran ile ilgili yazılar yazacağım size. Biliyorum hepiniz tembel adamlarsınız, bunu okurken bile sıkılmışssınızdır O yüzden bu aşrkı da size gelsin eğlenin bakiim.
http://www.youtube.com/watch?v=sS76eS34Y0c&ob=av2e
Görüşmek üzere.
10/02/2012

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Eski Mısır Ve Elektrik

Öncelikle merhaba daşşağına terayağı sürdüklerim.
Konumuz elektirik hani şu Edison yavşağının bulduğu söylenen elektrik var ya ha işte o.Öncelikle fikirleriniz olgunlaşsın diye sizinle bir video paylaşacağım.
Şimdi en azından aklınızda bir fikir oluşmuş olur.Şimdi bizim sahte insanlıımız zanneder ki elektirik 19. asırda bulunda yok öyle bişey.Olayı açıklayayım.Bir İngiliz araştırmacı elinde şarabıyla büyük piramidin içinde demlenirken birden şişeden kıvılcımlar çıktı ve şişe bir dinamo gibi dönmeye başladı.Başlarda bu daşşağı 2 kilo gelen amcamız çok şaşırdı ama sonradan farketti ki kazın ayağı öyle değil.Bu piramitler elektirik yayıyor.Nası yani diyorsunuz şimdi içinizden.Öyle demenize gerek yok amk.Belki bilirsiniz piramitler genelde Nil yakınına inşa edilmiştir.Hiç sorgulamadınız mı acaba neden diye?Ben çok sorguladım daşşağına tereyağı sürdüklerim ve bir gün bir video ( İ.Ü mühendislik 2009 mezunları yanılmıyorsam hazırlamıştı.) izledim.Şok olmamak elde değildi resmen.Öğrendim ki bu piramitlerin altında şöyle kalkerden tabakalar var ve tabi nil nehrinin güzelgahındada.Şimdi diyeceksiniz elektirk ne alaka ? Hemen oraya geliyorum amsızla sürüsü.Şöyle bi alaka var eğer siz suyu yüksek bir debide kalkerli bir tabakadan geçirirseniz bingo elektirk enerjisi elde edeceksiniz.Şimdi diceksiniz iyi de amına goyim Mısır'da kablo mablo bulmamışlar nasıl ilettiler elektriği ona da cevabımız hazır.
Şimdi öncelikle şunu bilmeniz lazım bugün ki piramitler ile o zaman ki piramit pek benzer değil.Neden derseniz Yeni Kahire'nin inşsasında o piramitlerin dış yüzeyindeki kaya tabaaksı sökülüyor ve tabii piramidin tepesindeki altın uçta.
http://www.egiptomania.com/geografia/imagen/kefren.jpg bu resimde gördüğümüz gibi aslında piramitte 2. bir tabaka daha var.
/instamatic0711/instamatic071100051/2065569-macro-shoot-of-one-dollar-pyramid-and-all-seeing-eye.jpg buda aslında pramidin orjinal hali.Evett sevinin daşşaksızlar bu 1 dolar bildiniz. ( Allah Allah 1 Dolarda Gizenin ne işi var !!! )
Kablosuz elektrik iletme teknolojisi diye bir şey var duydunuz mu hiç ?
Chip amcada ki bu videoyu izleyin mümkün mü anlarsınız.Zaten öncelikle modern dünyada kullanan ilk daşşaksız Nicola Tesla Amcamız.
Birde Bonus olarak size bu konu ile ilgili bir video alın bakın daşşaksız kardeşlerim
Şimdi video da tonla ayrıntı var ama benim dikkatimi çeken olgu İskenderiye Feneri.70 Km tam İskenderiye Feneri'nin menzili.Şimdi diyeceksiniz daşşaksızlar 70 km falan filan ne ayaksın diye de söyleyeyim hemen hiç bir yanıcı madde ile 70 km'den görünecek bir ışık yayamazsınız.Bu fiziksel olarak imkansız bir olgudur.Peki kablosuz olarak nasıl bu kadar yüksek bir enerji transfer edilir? Cevabı İskenderiye Feneri'nin şeklinde gizli.
Neye benziyor sizce daşşağına terayağı sürdüklerim ? Ben söyleyeyim devasa bir alıcı. ( Not: Bu fener 135 Metre.Yani yaklaşık olarak 50 katlı bir bina büyüklüğünde.) Şimdi herşeyi yanyana koyduğunuz da anladınız mı herşeyi.
Özet geçiyorum : Şimdi Hadisi vereyim. '' Kıyamet alametlerinden biri de, yalın ayak, çıplak, yoksul koyun-keçi çobanlarının binaları yükseltmekte birbirleriyle yarış ettiklerini ve böbürlendiklerini görmendir.” (Buhari, Fiten: 25; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/313) ''
İllimunati etiketli sikkonun yazılarını okuyanlar bilir bu illimunatici amcaların negatif enerjiyi nasıl oluşturmaya ve yaymaya çalıştıklarını hadisle ve anlattığım konuyla örtüştü mü ? Başka bir yazıda görüşürüz yakında yazarım sanırsam yeni yazıyı.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

.............

Bir Şubat günündeyim.Karların yavaş yavaş erimekte olduğu ve benide yavaş yavaş eritmekte olduğu bir şubat günü.
Tam diyorum bir yıl önce bir şubat günü aniden çıkagelmiştin hayatıma , aniden ruhumu bedenimden ayırmıştın sessizce.
Cümlenin başındaki heyecan , paragrafın sonundaki acı gibiydi herşey.Sessiz ve derinlere işleyen.
Herşey zaten bir oyun değil miydi ? Varolanlar, varolmaya çalışanlar ve sen bir oyun değil miydi bunların hepsi.Gelişin gibi gidişinde olamış mıydı aniden,bir şubat günü ansızın gitmemişydin ? Bırakmamış mıydın
Beni şubat ateşinde yanarken. Ama ağlamamıştım yedirememiştim gözyaşlarını kendime.Dökülmemişti iki damla gözyaşı gözlerimden ama yüreğimin gözlerinde nehirler akmıştı
her an , her saniye isyanlar çekmişti Allah'a neden ben diye.
Biliyordum sende gidecektin tüm sevdiklerim , sevecek olduklarım gibi.Sen gitmesen bile azrail alıp götürecekti seni bende.Ne de olsa kıyamet günü* terketmişti beni sevdiklerim,
bir kıyamet günü* kalmıştım yapayalnız tek başıma.Tektim dünyada o kıyamet günü yaşamı 11 geçe ölüme 20 kala.Sende onlar gibiydin sende.Ansızın sevdirmiştin kendini ve ansızın kaybolmuştun ellerimden.
Onlar beni Ağustos soğuğunda dondurmayı başarırken sen beni yakabilmiştin şubat sıcağında tek başına.

Bir Ağustos günü.Saat 03.02*.Gökkubbenden yıldızlar dökülmeye başlamıştı bedenime.Nerden bilirdim çocuk yüreğimle sevdiklerimi tek bir gecede kaybedeceğimi ? Nerden
bilirdim yüreğimin bu kadar kırılgan olacağını ömrümce.Camdan bir kalp bırakmıştı Ağustosun 17'si bedenimde , almıştı sevdiklerimi benden hiç sormadan.Hiç bir zaman açmamıştım yüreğimi kimselere ve kimselere
dokundurmamıştım ruhumu kırılır diye. Ve Birgün sen geldin.Önce bedenime sonra ruhuma işleyiverdin.Ne kadar karşı koymak istesem de ne yapamadım , uzak tutamadım kendimden her dakika izin verdim daha çok
sahip olmana.Nerden bilirdim dokunduğun yeri tarumar edeceğini,nerden bilirdim beni bu kadar kırıp mahvedeceğini.Nerden bilirdim ruhumu yakacağını,kalbimini un ufak edeceğini.Sadece sevmiştim ben seni.Haketmemiştim
bu kadar şiddeti,acıyı,üzüntüyü,mahvoluşu.Söylesene neydi günahım benim ? Neydi O Ağustos gecesini bana yaşatma sebebin?
Biliyorum Hiç cevap vermeyeceksin bana , hep susacaksın bir lal gibi.Bakışlarınla gene bedenimi dağlayacak , her gördüğümde seni kahrolacağım içten içe.

Yine hayat O Ağustos gecesinin sabahı gibi.
Birinde Ailemi Kaybettim Birinde SENİ....

10 Haziran 2011 Cuma

Başkanlık Sistemi Üzerine Hafif Bir Yorum

Başkanlık sistemi;Belli bir siyasi disiplinin var olmadığı ülkelerde ( Ki Buna Tek Örnek Vardır O da Abd'dir ) uygulanan kuvvetler ayrılığının kesin bir biçimde uygulandığı ama genel olarak yürütmenin diğer kuvvetlerden daha güçlü olduğu bir sistemdir.
Son dönemde oluşan '' Başkanlık Sistemi '' tartışması genel olarak Türkiye gibi siyasi disiplinin yüksek olduğu ülkere uygulanamaz denebilir.Bunu belli başlı şıklar altında açıklamaya çalışacağım.
- Uygulamanın en iyi görüldüğü ülkede ( ABD ) siyasi açıdın herhangi bir akım kuvvetli değildir.Genelde Neo-Liberal politikalar uygulanmaktadır.Yani Cumhuriyeçi Parti ile Demokrat Parti arasında siyasi söylem,tavır,uygulama,ideoloji arasında pek bir fark bulunmamaktadır.Türkiye ve Avrupa'da bir çok farklı siyasi akımın oluşu bu sistemi Türkiye açısından işlevsiz hale getirmektedir.
- Türkiye gibi sounlu ülkelerde '' Başkanlık Sistemi '' uç fraksiyonları saha dışına çıkaracağı için radikalleşmeyi arttıracaktır.Burada Mhp,Bdp ve Sp Gibi belli başlı bir oy oranı sahip ama asla %50 oy alamayacak partiler çözümü sokaklarda arayacaktır.
- '' Başkanlık Sistemi '' mevcut siyasi geleneğide bitirecektir.Çünkü bu sistemde temel olarak Türkiye'de iki blok oluşturacaktır.Oyların % 35'ne sahip bir Sol Blok ve Oyların %65'ine sahip bir Sağ Blok.Bu durum fikirler arasındaki çatışmayı daha da arttıracak ve insanları kesin çizgilerle ayıracaktır.
Temel Olarak Şimdilik Bu Sistem Üzerinde Söyleyebileceğim Bu Kadar.Başka Bi Yazıda Görüşmek Dileğiyle

1 Kasım 2009 Pazar

Gidecek Yerim Yok

SABAH sabah bizim Uğur Ergan aradı, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği ile konuşmuş.Uğur "Abi Başbakan’ın ’çek git’ ikazı üzerine BM Mülteci Yüksek Komiserliği ile görüştüm. Türkiye’den kovulma haberini gösterirsen seni mülteci kabul edecekler. Ama bir de işkence-mişkence gibi, darp izi var mı diye soruyorlar..." dedi.Uğur’a "var" dedim.*Aslında gidecek yerim yok.Ben başka hiçbir ülkeyi sevmedim.Bu yurdun taşını, toprağını, sulaklarını, denizlerini, ırmaklarını, yaylalarını, kedilerini, kirpilerini sevdim, tanıksınız.Bir dal kesildiğinde yanarım..Ama orman alanını kaçak ev yapan, bana "Bu ülkeden çek git" diyor. Bir yeşil alan yok edildiğinde çığlık attım, canım yandı, ormandaki bir vaşak öldürüldüğünde oturup ağladım.Ama ormanları "2-B arazisi" diye satmak isteyen Başbakan bana ve benim gibi düşünenlere "Çekin gidin" diyebiliyor.*Ben bu ülkeyi severim.Amerika’da okuyan kızlarım yok.Oğluma Washington’da iş vermediler. Kimse benim için yabancılara gidip "Delikten aşağı süpüreceğinize kullanın" da demedi, dedirtmedim.*Ben bu ülkeyi severim.Devrek 125’inci alayda askerliğimi yaptım.Nöbet tuttum.Mataramı parlattım, potinlerimi kaybettim.Askerlikten kaytarmak için rapor-mapor almadım.*Ama Başbakan "Çek git" diyor.Gidemem.Doğrusunu isterseniz bu toplumun göz göre göre dinimizi siyasete alet edenlerin peşine takılması, boşa giden yazılarım, o yalnız kalma duygusu... Bunların tümü canımı yaktı ve sevgili Uğur’a "Darp izi yok da, yürek yarası olur mu?" diye sordum.Olsa da, olmasa da... Benim gidecek başka bir yerim yok...

Bekir COŞKUN

23 Ağustos 2009 Pazar

Şehidim aslanım boşuna mı öldün...

Selam mehmetçik...
Tam yirmibeş yıl olmuş sen bu vatan için şehit düşeli...
Adını bilmiyorum ama “adsız kahraman” olduğundan değil, çünkü gerçekten adın kayıtlı değil...
25 yıl öncesinin gazetelerine baktım, o hain saldırıda bu vatanı koruyan ve korurken şehit düşenlerin adını aradım, bulamadım.
Sonra şehit düştüğün ordunun internet sitesine baktım, orada da adın yazmıyor.
Sadece senin değil, hiçbir şehidimizin adı yok...
Şehidin adı değil ş’si bile yok...
Aradım, taradım, bulamadım...
Anlaşılan uğruna şehit olduğun devlet de, ordu da seni hafızasından silmiş..
...
Senin adını nerede buldum biliyor musun?
İller İdaresi Genel Müdürlüğü’ne ait “Şehitlerimiz ve Gazilerimiz” internet sitesinde...
Anlayacağın İller İdaresi’nin şehidisin sen...
Bundan tam 25 yıl önce 15 Ağustos günü ölen iki şehidimizin ismi var sitede..
Biri Erzincanlı Süleyman Aydın; Eruh’ta şehit düşmüş.
Diğeri Aksaraylı Memiş Arıbaş; Şemdinli’de şehit düşmüş...
İkinizin de fotoğrafı yok, yerine birer gül konmuş...
Sahi hanginizsiniz düşmana ilk kurşunu atan?
Hanginizsiniz ilk vurulan?
...
Evet mehmetçik bugün şehit düştüğün o kanlı baskının yirmibeşinci yıldönümü.
Seni şehit eden teröristlerin yakınları bu günü “festival” olarak kutluyorlar Eruh’ta ve Şemdinli’de...
Seni şehit eden terör örgütünün sözde bayrakları ile sokaklarda halay çekip, zılgıt çekecekler...
İzinsiz değil ama!
Artık sokaklar onlara serbest.
Her şey onlara serbest.
Seni nasıl öldürdüklerini kutlayacak teröristler ve
yandaşları bugün.
Göbek atacak, halay çekecekler.
Cinayetlerinin yıldönümünü kutlayacak katiller.
Ama...
...Ama...
Zavallı ülkemde senin ne adını bilen var ne de mezarını bulup bir fatiha okuyacak insan...
...
Sen ilk şehidimizsin ama seni takip eden üç bin asker şehidimiz var.
Dile kolay üç bin Türk askeri.
Polislerimizi...
Öğretmenlerimizi...
Hemşirelerimizi...
Diğer memurlarımızı da ekleyince dört bin oluyor şehit sayımız...
Sahi ne için öldün sen ey adsız şehit?
Bugünü görmemek için mi...
Devletinin PKK ile masaya oturduğunu görmemek...
Bu suça ortak olmamak...
Bu acıya ortak olmamak için mi?..
...
Keşke biz de ölseydik de görmeseydik bu günleri
aslında biliyor musun?
Sen şehit olarak bir gün öldün.
Biz ülkemizin bölündüğünü görerek...
Hiçbir şey yapamayarak...
Etimizden her gün bir parçayı...
Ruhumuzdan bin parçayı...
Onurumuzdan kaç bin parçayı bırakarak yaşıyoruz...
Toprağın altına giremeyenler olarak yerin dibine
giriyoruz anlayacağın...
...
Biliyor musun peki adsız şehit, devleti idare edenler için sen artık sadece taraflardan birisin?
Onlar için şehit de bir, ölen terörist de...
Diyorlar ki bir şehit anası ile ölen bir teröristin anası birdir, ikisi de aynı acıyı çeker...
Anana bu kahpelik rolünü vermeye kalkanları görmedin iyi ki adsız şehit...
Senin ölmen yetmiyormuş gibi, bir de seni o teröristlerle bir tutuyorlar.
Utanmadan evlat acısından söz ediyorlar...
Söyle ey adsız şehit; hangisinin çocuğuyla birliktesin şimdi cennette?!
Söyle hangi politikacının, bürokratın, sözde aydının çocuğu yanında?!
Hiçbirini göremiyorsun değil mi...
Göremezsin çünkü onların çocukları değil şehit olan.
Evlat acısını bilmezler.
Onlar teröristin acısını hissediyorlar.
Şehidi değil teröristi evlat bellemişler.
Dolayısıyla senin ananla değil teröristin anasıyla görüşüyorlar.
Görüşüyorlar, gülüşüyorlar ve numaradan
ağlaşıyorlar...
...
Seni öldürme emrini veren teröristlerin başı Apo şu an hapiste...
Tüm devlet artık onun sözünü bekliyor...
Evet Apo’yu bekliyorlar.
Onun ne kadar önemli olduğundan, onunla anlaşmak gerektiğinden söz ediyorlar.
Senin katilinle barışmaktan söz ediyorlar.
Acıları söndürmekten...
...
Ama senin acını bilen yok ki şehit...
Senin acını umursayan yok ki şehit...
Sen cenaze törenlerinde hatırlanan, sonra unutulansın ey şehit...
Her bayramda, her kandilde, doğum gününde, ölüm gününde kim geliyor mezarının başına ey şehit?
Zavallı anandan, babandan, kardeşinden, eşinden, çocuğundan başkasını gördün mü başında sana dua ederken?
...
Ve onlar teröristlerle pazarlık ederlerken yeni yeni şehitler veriyoruz bir taraftan.
Son şehit Yusuf Tiryakioğlu.
Ordulu bir mehmetçik..
Onun da fotoğrafı yok.
8 Ağustos’ta şehit düşmüş.
Yani bir hafta önce...
Yani “açılım” yaparken bizimkiler, teröristler boş
durmuyor...
...
Evet adsız şehit...
Adsız kahraman...
Mehmetçik...
Sen öldün vatan bölünmesin diye...
Bu ülke de sana söz verdi kanın yerde kalmayacak diye...
Sen sözünü tuttun, sözün için canını verdin...
Ama kanın hâlâ yerde...
Evet şehidim aslanım boşuna mı öldün...